SİVAS SOKAKLARINDA UNUTULAN BİR EFSANE: MAHALLE KÜLTÜRÜ VE MEŞHUR “13’LÜ” OYUNU!
Beton Binalara Yenilmeden Önce: Sivas’ta Çocuk Olmanın Mevsimlik Günlüğü
Sivas’ın henüz beton yığınlarına teslim olmadığı, komşuluğun ve paylaşmanın iliklere kadar hissedildiği o yıllarda; özellikle 1960 ile 1990 arası doğan jenerasyon için sokaklar en büyük oyun alanıydı. Mahalle kültürü, her mevsime ayrı bir neşe sığdırırdı. Kışın eğimli tepelerden her çocuğun kendi elleriyle yaptığı özel tahta kızaklarla kayılır, amansız kar topu savaşları yapılırdı. Yaz geldiğinde ise sokaklar bilye oyunlarıyla (üçgen, kuyu, utmaca), gazoz kapağı yarışlarıyla ve gökyüzünde süzülen uçurtmalarla şenlenirdi. Sigara kağıdı koleksiyonlarından sporcu kartlarına, kablo borusundan fişek atmadan çelik çomağa, yakan toptan “ay gördüm” oyununa kadar her çocukluk anısı, Sivas’ın o samimi sokaklarına kazınmıştı.
Sivas’a Özgü Bir Futbol Ekolü: Estetik ve Tekniğin Zirvesi “13’lü”
Sivaslı çocukların futbol dünyasında öyle bir oyun vardı ki, adeta kentin kendi futbol literatürünü oluşturmuştu: “13’lü”. Başka hiçbir yerde eşine rastlanmayan bu oyun, genellikle bir duvar önünde ya da kısıtlı bir kale alanında oynanırdı. 7-8 kişilik bir takım komple kaleye geçer, kaleden ancak 3 adım açılabilirlerdi. Hücum takımı ise topu yere düşürmeden paslaşıp gol bulmaya çalışırdı. Eğer top kaledeki takımdan dönerse, oyun anında tek kale maça evrilir ve kaleden çıkmak serbest olurdu. 13 gole ilk ulaşan takımın zaferini ilan ettiği bu oyun; müthiş bir estetik, teknik beceri ve organizasyon kabiliyeti gerektirirdi. Maçın ödülü ise ya bir buz gibi gazoz, ya bir dondurma ya da mahalle çeşmesinden içilen bir yudum su ve dostlukla yıkanan eller olurdu.
Bir Toplumsal Kayıp: Sokaktaki Paylaşım Yerini Apartman Sessizliğine Bıraktı
Günümüzde binaların soğuk betonlarının hakim olduğu şehir hayatında, çocuklar artık aynı apartmanda yaşamalarına rağmen birbirlerinin ismini dahi bilmeden büyüyor. Sivas mahalle kültüründe oyunlar; sadece bir eğlence değil; sosyalleşme, aidiyet, kişilik gelişimi ve yardımlaşma gibi temel insani değerlerin öğrenildiği bir okuldu. Ahşap evlerin ve birbirine yaslanan bahçe duvarlarının yıkılmasıyla birlikte, Türk toplumu aslında paylaşma ruhunu ve vicdan bağlarını da kaybetti. Eskiden kavgaların bile bir adabı varken, bugünkü toplumsal kopuşun temelinde o sokaklardaki “arkadaşlık hukukunun” yitirilmesi yatıyor. Sivaslıların kalbinde bir sızı olarak kalan o yıllar, paylaşmanın ve sokağın iyileştirici gücüne duyulan derin bir hasretle anılmaya devam ediyor.
EDİTÖR:MAHMUT ERDOĞAN
